Turktime
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kasım'da Bilal Erdoğan gelebilir, güç denklemleri değişiyor! Erdoğan, Fidan, Soylu, Albayrak... 
Talat Atilla
YAZARLAR
26 Temmuz 2026 Pazar

Kasım'da Bilal Erdoğan gelebilir, güç denklemleri değişiyor! Erdoğan, Fidan, Soylu, Albayrak... 

 

 

Resmi olarak ilan edilmese de AK Parti'nin Kasım ayında önemli bir kongreye hazırlandığı yönündeki iddialar giderek güçleniyor. 

Hatta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu süreç için Genel Başkan Vekili Efkan Ala'ya hazırlık talimatı verdiğine dair duyumlarım var. 

Edindiğim bilgilere göre, kongrede parti yönetiminde dikkat çekici değişiklikler yaşanabileceği ve Bilal Erdoğan'a yakın bazı isimlerin yönetimde daha görünür hâle gelebileceğini duyuyorum.

* * * 

Bu arada başka bir gözlemim var...
Geçmişte Bilal Erdoğan'a mesafeli duran, hatta zaman zaman eleştirel yaklaşan bazı çevrelerin Bilal Erdoğan'a giderek daha dikkatli ve daha yakın bir dil kullanmaya başladıklarını görüyorum.

Siyasette rüzgârın yönünü en erken hissedenler çoğu zaman ideologlar değil, kariyer planı yapanlardır.

Bilal Erdoğan için uzun yıllar kamuoyunda oluşturulan algıyla, onu yakından tanıyanların anlattıkları arasında da belirgin bir fark bulunduğu ifade ediliyor. Hitabet gücü, birikimi ve  vizyonunun kamuoyunda oluşan algının üzerinde olduğunu söyleyenlerin sayısı Ankara'da giderek artıyor.
Bu değerlendirmeleri inanarak mı, stratejilerinin parçası olarak mı yapıyorlar zaman gösterecek.

* * * 

Süreci şöyle okuyorum. 
Bilal Erdoğan'ın partinin başına geçmesi için deyim yerindeyse, bürokrasi, parti ve siyasette bir mıntıka temizliği yapılacak gibi. Bu mıntıka temizliği -şartlar uyarsa- Kasım ya da başka bir kongrede Bilal Erdoğan'ı Ak Parti Genel Başkanlığına taşıyabilir.

Ankara'nın bir başka gündemi ise Berat Albayrak... Eski Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak'ın yeniden kabinede görev alabileceği yönündeki değerlendirmeler her geçen gün güç kazanıyor. Eğer bu senaryo gerçekleşirse, bir tarafta yürütmede Berat Albayrak'ın yeniden etkinleşmesi, diğer tarafta ise parti yapılanmasında Bilal Erdoğan'ın daha görünür hâle gelmesi ihtimali aynı siyasi projeksiyonun parçaları olarak  yorumlanabileceği gibi denge için de olduğu söylenebilir...

* * * 

Fakat...
Denklem yalnızca bu iki isimden ibaret değil. Tablonun diğer köşesinde Hakan Fidan ve Süleyman Soylu bulunuyor...

Süleyman Soylu; Saha odaklı, mücadeleci, hızlı reaksiyon veren, siyasi iletişimi güçlü bir profil çizerken...

Hakan Fidan, analitik, stratejik, diplomasi ve güvenlik eksenli, daha temkinli ve sonuç odaklı bir resim çiziyor...

* * * 

Bugün kamuoyu araştırmalarında ve uluslararası görünürlük açısından Süleyman Soylu ve Hakan Fidan'ın ciddi bir sosyolojik ağırlığı olduğu görülüyor. 
Lakin...
Güçleri de başlarına bela...
Her ikisi de ani gelen kalp krizi gibi saldırı ve iftiralara uğruyabiliyorlar...
Paratoner gibiler.
Belayı çekiyorlar...

(*Her ikisinde de saldırılar sonucunda oluşmuş bir miktar hasar da var tabi. )

Dış politika ve güvnlik başlıklarında oluşturduğu profil, Fidan'ı güçlü bir konuma taşıdı.

Süleyman Soylu ise uzun yılların saha tecrübesiyle siyaset yapan, teşkilatı okuma kabiliyeti yüksek bir isim olduğu gibi seçmen psikolojisini, meydan siyaseti ve kriz yönetimini yakından bilen siyasetçilerden biri olarak öne çıkıyor.

* * * 

İlginç olan nokta şu:
Hem Hakan Fidan'ın hem de Süleyman Soylu'nun önünü kesmek isteyen çevrelerin bir kısmı ortak, bir kısmı ise tamamen farklı motivasyonlarla hareket ediyor. Çünkü güçlü isimler yalnızca destek üretmez; aynı zamanda rekabet de üretir.

Her iki ismin de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sadakat konusunda herhangi bir tartışmanın içinde olmadığı kanaati Ankara'da yaygın. Süleyman Soylu'nun zaman zaman "Bu dönem sonunda siyaseti bırakacağım." dediği biliniyor. Ancak siyaset kulislerinde buna karşılık şu cümle daha sık kuruluyor:
"O siyaseti bıraksa bile siyaset onu bırakır mı?"

* * * 

Fakat ve lakin...
Gerçeği reddetmek, gerçeği değiştirmez.
Giordano Bruno'nun "Gerçek, ona inananların sayısıyla değişmez." sözü tam da bunu hatırlatıyor. 
Ateistler var diye Allah haşa yok olmaz. Hakikat, çoğunluğun değil, hakikatin kendisinin meselesi değil midir? 

Konumuza dönersek...

Hem Hakan Fidan'ın hem de Süleyman Soylu'nun yaşları, birikimleri ve temsil ettikleri sosyolojik karşılık dikkate alındığında, aktif siyasetten tamamen çekileceklerini gerçekçi görmüyorum.
Çünkü...
Türk siyasetinin tarihi bu örneklerle doludur.

* * * 

Turgut Özal, görev verildiğinde yalnızca bürokratik bir aktör olarak görülüyordu; kısa sürede siyasetin merkezine yerleşti.

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'ndan Türkiye'nin en uzun süre görev yapan liderlerinden biri hâline geldi.

Dünya siyasetinde de benzer örnekler vardır. Vladimir Putin, Boris Yeltsin'in görevlendirdiği bir isim olarak başladı; zamanla Rusya siyasetinin belirleyici figürüne dönüştü. 
Deng Şiaoping ise resmî unvanlardan çok kurduğu etkiyle Çin'in yönünü değiştirdi.

* * * 

Bir yandan lidere tam sadakat göstereceksiniz...
Diğer yandan kendi siyasi geleceğinizi inşa edeceksiniz...
Üstelik bunu, alternatif lider görüntüsü vermeden, radara girmeden yapacaksınız.

İşte asıl maharet burada başlıyor.
Çünkü Türk siyasetinde bazen en zor yürüyüş, önde yürümek değil, liderin gölgesinde yürürken kendi izini bırakabilmek değil midir? 
Aksi halde siyaseten "Vur emri!" çıkması katiyen sürpriz olmaz:))
( DİP NOT: Hakan Bey, kararsız görünen yaklaşımını ve farkında olmayabileceği kibir algısını; Süleyman Bey ise zaman zaman kutuplaştırıcı etki oluşturabilen sert üslubunu gözden geçirmeli diye düşünüyorum...) 

ALİ BABACAN

Ekonomi yönetimindeki geçmişi en güçlü referansı. Sakin, teknik ve rasyonel dili belirli bir kesimde güven uyandırsa da, geniş seçmen kitlelerinde güçlü bir siyasi heyecan oluşturmakta zorlanıyor. En büyük sınavı, ekonomi başarısı algısını bugünün siyasetine taşıyabilmek.

AHMET DAVUTOĞLU

Dış politika ve akademik birikimiyle öne çıkan bir isim. Fikir üreten bir siyasetçi profiline sahip. Ancak geçmişte başbakanlık yaptığı dönemin yükünü de taşıyor. Seçmene, geçmişten çok geleceğe dair güçlü bir hikâye sunması gerekiyor.

FATİH ERBAKAN

Milli Görüş geleneğinin en güçlü siyasi mirasçısı olarak görülüyor. İnanç ve kimlik eksenli siyasette sadık bir tabana hitap ediyor. Ancak büyüme potansiyeli, yalnızca geleneksel tabanı korumakla değil; genç seçmene ve kararsızlara ulaşabilecek yeni bir siyasal dil geliştirmesine bağlı.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GÖRMESİN! 

Ankara Arena Spor Salonu'nda düzenlenen Minikler Türkiye Güreş Şampiyonası'nda dikkat çeken ciddi bir iddia gündeme geldi.

Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya'nın oğlu Cihan Yerlikaya'nın mağlubiyetinin ardından Hamza Yerlikaya tribünden mindere indi, hakemlere sert tepki gösterdi, küfür etti ve üzerlerine yürümek istedi. 

Olayın, araya girenlerin müdahalesiyle büyümeden önlendiği öne sürüldü.
Bu iddialar doğruysa, sporun ruhuna ve temsil edilen makama yakışmayan bir tabloyla karşı karşıyayız. Güreş, sadece kazanmayı değil; kaybetmeyi de olgunlukla kabul etmeyi öğreten bir spordur. Özellikle kamu görevinde bulunan isimlerin, çocuklara ve genç sporculara örnek olacak davranışlar sergilemesi beklenir.
Şampiyonluk kadar centilmenlik de unutulmamalıdır.

Ve ayrıca siz tam da objektif olmanız gereken bir koltukta oturuyorsunuz. 
Nasıl inanalım size artık! 
Çekilen video ve tanıkların ifadesini Cumhurbaşkanı Erdoğan görmesin! 

KÖPRÜDEKİ TIKANMA

Türkiye bugün yalnızca jeopolitik bir kavşakta değil, aynı zamanda bir zihniyet çıkmazında...

Ne Batı'nın rasyonel kurumlarını tam anlamıyla içselleştirebiliyor ne de Doğu'nun geleneksel kodlarından bütünüyle kopabiliyor. 

Ortaya çıkan tablo, ilerlemek isterken yerinde sayan, yüksek gerilimli bir patinaj...

* * * 

II. Mahmut döneminde fes-pantolon tartışmasıyla başlayan, Tanzimat'la yön arayan ve Cumhuriyet'in o günlere nazaran biraz da radikal modernleşme hamleleriyle devam eden o kadim "Biz kimiz?" sorusu, iki asırdır hâlâ cevap bekliyor. 

Sahi "Biz kimiz?" 

Bir kesim çözümü Osmanlı'nın geçmiş ihtişamında ararken, diğer kesim Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine sarılıyor. Geleceği birlikte inşa etmek yerine, geçmişin farklı sayfalarına tutunarak birbirimizle mücadele ediyoruz.

* * * 

Bugünkü kutuplaşma, aslında yeni bir olgu değil, iki yüzyıllık kimlik krizinin güncellenmiş hâlidir. Yukarıdan aşağıya gerçekleştirilen modernleşme hamleleri, her dönemde toplumun muhafazakâr ve yerli refleksleriyle çatıştı. 

Ortak bir gelecek vizyonu üretilemeyince, siyaset de toplum da tarihin farklı duraklarında sıkışıp kaldı.

Ekonomide yaşanan kronik sorunlar da tesadüf değil, yapısal tercihlerin sonucudur. Üretim ve yüksek katma değer yerine sıcak para ve inşaat odaklı büyüme modeli, Türkiye'yi yeniden enflasyon ve devalüasyon sarmalına sürükleme riski taşıyor.

* * * 

Bütün bu ağır tabloya rağmen sistemin çökmemesinin nedeni ise devlet mekanizmasından çok toplumun dayanıklılığıdır. Savaşlarla, depremlerle ve ekonomik krizlerle yoğrulan bu coğrafyanın insanı, olağanüstü bir hayatta kalma refleksi geliştirdi. Ancak hiçbir toplumun sabrı ve direnci sonsuz değildir. O eşik giderek aşınıyor.

Türkiye bugün bir taraftan düzensiz göçün kalıcı merkezlerinden biri hâline gelirken, diğer taraftan en büyük sermayesi olan eğitimli ve nitelikli gençlerini kaybediyor. 

* * * 

Dün Avrupa'ya kas gücü ihraç eden ülke, bugün beyin gücünü ihraç ediyor. Bu, yalnızca demografik değil; aynı zamanda stratejik bir kayıptır.

Sonuç olarak Türkiye, sahip olduğu büyük potansiyele rağmen kurumsal zayıflık, öngörü eksikliği ve uzun vadeli vizyon yoksunluğu nedeniyle enerjisini içeride tüketen bir ülke görünümünden acilen çıkmalı. 
Çünkü...

Zaman ilerliyor; fakat ülkenin temel meseleleri, isim değiştirerek ama özünü koruyarak yeniden karşımıza çıkıyor.
Asıl mesele artık geçmişi kimin daha doğru okuduğu değil, geleceği kimin inşa edebileceği değil midir? 

VELHASIL : "İktidar, insanın gerçek karakterini açığa çıkarır." — Platon 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Ne Beratı Ya
 30 Temmuz 2026 Perşembe 17:01
Sürekli kendini gündemde tıutuyor. Mevcut Enerji Bakanı bile kendini takmazken alternatif mi olacakmış….
 Damada oy yok
 29 Temmuz 2026 Çarşamba 11:40
Berat yüzünden İBB gitti. Reis akıllı adam aynı sudan iki kere yıkanmaz
 Misafir
 26 Temmuz 2026 Pazar 19:29
Aileden birilerini yerine geçirme düşüncesi partinin ve ideolojinin içini boşaltır. Emek vermiş olanlarla devam edilmeli. Hakan Fidan toplumda karşılığı olan, günübirlik polemiklere dalmadan işini yapacak biri gibi duruyor.
 Misafir
 26 Temmuz 2026 Pazar 11:23
BERAT ALBAYRAK en başarılı maliye bakanlığını ve enerji bakanlığını yaptı..hal yasasını çıkaracakken ki pahalılığı önleyecek bir çalışmaydı adamı dedikodularla yediler ..tabii ak partinin içindeki fetöcülerin de gayretleriyla... BERAT ALBAYRAK bey i maliye bakanı olarak görmek istiyoruz..bazı mihrakların adamı m.şimşek ak partiye zarar veriyor ...adamın halka verebileceği bir şey yok .. maalesef .. ak parti içindeki beyaz prinçlerden ayıklanmalı..
 İmam Çelik
 26 Temmuz 2026 Pazar 10:37
Geleceğin liderlerini konuşurken İbrahim Kalın'' ı unutmayalım. Bizim millet Baba dan Oğula ikdidar devrini pek sevmez ama liderlik vasıfları yerine oturmuşsa neden olmasın. Ama tanıdığım Recep Tayyip Erdoğan''ın böyle bir risk alacağını zannetmiyorum...
 Mis turkey
 26 Temmuz 2026 Pazar 00:17
Şahane olmussss
 Çetin alpıncı
 26 Temmuz 2026 Pazar 00:16
Asıl mesele artık geçmişi kimin daha doğru okuduğu değil, geleceği kimin inşa edebileceği değil midir? Buvhosuma gitti
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime